Dün odama gelen müdür, şirinlik yapmak için midir nedir bilmem soruverdi birden:
- Keyfin nasıl Oğuz Bey, sağlığın iyi mi?
- İyi olmaya çalışıyorum müdürüm, hayat koşturmacasında, bu iş yoğunluğunda ve çalıştırdığım personel kalitesiyle sağlıklı kalmak ne kadar mümkün olabilirse, ben de o kadar iyi ve sağlıklıyım.
- Aman hasta filan olma da, buralar hep sana emanet.”
- Yoo, hasta değilim ama son zamanlarda tel tel dökülüyorum; sabah 45 dakika mikroskopta çalıştım diye sol gözüm kızardı ve yanıyor şimdi, eskiden saatlerce otursam bir şey olmazdı. Bir süredir stresten midir bilmem, reflü gibi bir şey var, sürekli midem ekşiyor ve boğazıma geliyor yediklerim. İki sene evvelki deviasyon ameliyatı başarısız olmuştu, gün geçtikçe burundan nefes almam zorlaşıyor gibi hissediyorum. Zaten sigara da var bildiğiniz gibi.
- O hooo, bir dokun bir ah işit gibi oldu seninkisi, Oğuz Bey dikkat et kendine.
- Bir de unuttum söylemeyi, sol elimin yüzük parmağı elimi ne zaman yumruk yapsam kilitlenip kalıyor, ya eklemlerde ya da sinirlerde bir sorun var, diğer elimi kullanmadan o parmağımı açamıyorum ama o da zaten çok acı veriyor. Devam edebilirim isterseniz?
- Yok yok, daha migrene sıra gelmedi bile. Yeter, daha fazla anlatma, sağlık giderse gelmez ama benden söylemesi.
- Hayata koşturmacasıyla, stres ve personel hakkında söylediklerimi anımsatacak olursam bu temenninizi kendiniz açısından da yinelemeniz gerekecek korkarım. Yaşlanıyoruz müdürüm.
- Hahahah, tamam Oğuz Bey tamam, gidiyorum, beni bu defa da kaçırttın odandan.
Odada yalnız kaldığımda bir an durdum, ansızın “ulan dökülüyorum be!” cümlesi çıktı ağzımdan. Bütün bu sağlık sorunlarını arka arkaya saymamıştım o ana dek. Amacım her zaman ve her ortamda yaptığım gibi müdürle gene dalga geçmekti (adam uzun zamandan beri işle ilgili bir soru sormadan önce ‘polemik yapmadan cevap ver’ diye başlıyor artık konuşmaya) ama bu defa kendi kendime tuzak kurmuşum gibi feci moralim bozuldu…
Yaşlanmak tuhaf bir şey: Sadece klişeleşmiş şeylerde, metabolizmanın yavaşlaması nedeniyle kilo alıp kalınlaşmak veya merdivenleri çıkarken daha kısa zamanda nefes nefese kalmak değil, eski model bir arabanın olmadık arızalar göstermesi gibi, söz gelimi kapı kolunun çevirdiğinizde elinizde kalması veya koltukların esnekliğini yitirmesi misali, motorda veya diğer hayati parçalarda olmasa da, diğer tâli konularda da sorunlar baş gösteriyor. İster ön işaretler densin buna, isterse aşırı hassasiyet, yaşlanıyoruz işte. Vidalar gevşiyor, elektrik aksamı tekliyor zamanla. Hal böyle olunca eskisi gibi insan kendisini F1 aracı gibi görmekten vazgeçmek zorunda olduğunu anlıyor artık. ’73 model bir Mercedes, zamanının en gözde otomobillerinden biriydi belki, ama geçen yıllar hem daha çekici modelleri çıkardı piyasaya, hem de türlü arıza ve eksikliklerle artık kimseler yüzüne bakmaz onun. Bu bakış açısıyla birden bambaşka bir yere çekiliyor insan, “bundan böyle kimse bana bakmaz” diyebiliyor karamsarlığa kapılıp, sonra bu düşünceyi biraz yumuşatıp, egosu için daha kabul edilebilir bir forma sokup “ancak eskilerden hoşlanan” veya biraz daha ileri gidip “tarz sahibi olan” kişilerin bu ’73 model Mercedes’le ilgileneceklerini ümit edebilmeye çalışıyor. Ümit kelimesi burada doğru kullanıldı: Beklentisiz ve tükenmiş bir hayata karşı bir isyandır o, tıpkı geçtiğimiz hafta sonu Hayatım’a gitmek üzere Üsküdar’a geçtiğimde orada gördüğüm 45-50 yaşlarındaki etleri sarkmış, geniş kalçası düşmüş, artık kimselerin yüzüne bakmayacağı (gene yüzüne bakmamak) o kadının içine zorlukla girdiği belli olan kumaş pantolonun altından zavallı bir ses tonuyla inleyen tangası gibidir ümit. Ben hakkında böyle acımazsızca laflar gevelerken, o kadına hayat veriyor belki de o giydiği. En iyisi gene kendi döküntü Mercedes’ime döneyim.

Bugün Kartal Adliyesine gitmek zorunda kaldım, bir çalışmam ile ilgili olarak yaptığımız bir işlemin yanlış olduğu iddiasındaydı hâkim, iddiasındaki ortağı da mahkemenin kâtiplerinden biriydi. İtham ciddi, söyledikleri gibiyse sorun büyüktü. Yanlış yaptığıma inanmadığımdan ve iş konularında her zaman kendine fazlasıyla güvenen biri olarak atladım Fatih’ten Kartal’a gittim. Adliyelerde çok dolaştığımdan ve sıklıkla bilirkişi olarak oralarda bulunduğumdan genel kâtip profilini tanırım, %80’i hatun olur ve yarısından çoğu da abuz suratlı sinir tiplerdir. Gitmeden önce aradığım ve geleceğimi söylediğim kâtip de öyle bir hatun diye tahmin ederken ben, mahkeme kalemine girdiğimde karşımda Hülya Avşar’ın 22 yaş versiyonu çıktı karşıma. Adını Eva koyup devam edeyim. Eva’yı gördüğüm anda eridim bittim karşısında ama belli etmedim. (Böyle bir yeteneğim var, Eva ve türevleri karşısında içim gidiyor olsa da aksine alternatif enerji moduna geçip daha da cool olabiliyorum.) Neyse, problemin çözümü için sadece 1,5 dakika yetti, açıklamamın sonunda gerek sözünü ettiğim Hülya Avşar sürümü Eva, gerekse yazı işleri müdürü hem salak hem de kör durumuna düştüler karşımda. Utandı, sıkıldı, beni Kartal’a kadar yordukları için özürleri sıraladılar ardı ardına. Eğer hakime çıkıp “sizi bu saçma sapan işe ortak etmişler, imza attırmışlar ama ben 40km yoldan geldim gördüm çözdüm” modunda bir konuşma yapacak olsam bu hatunların ağzına sıçardı muhtemelen, ama Eva’nın hatırı vardı. Hatır mı? Eva kim ya! Sadece genç, güzel ve çekici bir çıtırdı o kadar. O bürodan çıktıktan sonra bir daha asla görmeyeceğim, hakkında bu postta yaptığım vurgular ve değiniler dışında hiçbir şey hissetmediğim bir hatun işte. Ama güzeldi, ve karşımda öyle ezilip büzülmesi –ne kadar cool görünmeyi becersem de- içimi kaynatmaya yetmişti. Güzel kadınların erkekleri aptallaştırdığına dair bir haber okudum ofisime döndükten sonra, bu noktada tüm düşünceler birbirine karışıyor işte. Eva benim karşımda kendi salaklığının ortaya çıktığı iş ile ilgili bir sorunda bana verdiği zahmet ve bu durumun anlaşılması durumunda amiri olan hâkime karşı düşeceği kötü durumu öngörüp kendisini kötü hissediyor, şirin şirin gülümsüyordu, hafiften de kırıtıyordu hani. Bense bu durumu ne kadar doğru ve egom aleyhine değerlendiriyor olsam da, içimden –kendimden bile gizli olarak- Eva’nın benden hoşlanmış olabileceğine dair bir şeylere inanmak istiyordum. Gönüllerini ferahlattıktan sonra fazla oyalanmadan ayrıldım oradan: Dönüş yolunda ise “bu çıtır, bu afet normalde benim yüzüme bile bakmazdı. Baksa ve ilgisini belli etse de ben parmağımı kımıldatmazdım ama ister miydim öyle davranmasını? Evet, her insan beğenilmek ister çünkü. Bakar mıydı peki sana? Hayır, deli mi olmuş!”

Hayır, bakmazdı, ’86 model bir Testarossa’nın, Kaportası eğri büğrü, motoru tekleyen, kliması olmayan ve rengi solmuş, dökülmüş ’73 model bir Mercedes’le ne işi olurdu Allahaşkına…
Yukarıda sözünü ettiğim Üsküdar’da gezinen tangalı teyze gibi hissettim kendimi dönüş yolunda. Paçoz veya pejmurde olmaya bir övgü değil bu dediklerim, ama ne kadar jöle ile, kılık kıyafetle, şöyle ya da böyle hoş görmeye/göstermeye çalışsa da insan kendini, motoru, metal yaşı belli işte.
İnsan gençliğinde, o parlak, canlı, gücü kuvveti bitmez ve çevresine enerji yaydığı günlerinde kendisini dünyanın merkezinde hissediyor. Ne zaman ki yıllar geçip gidiyor, bir sabah uyandığında ansızın yaşlanmaya başladığını idrak ediveriyor. 30 yaş krizi, 40 yaş ve diğer kilometre taşları hep bu duyguların dışavurumları gibi, sonrasında da fortunata daha bugün şöyle yazıyor.
Manowar’ın en sevdiğim şarkılarından biri olan Pleasure Slave gençliğin götü kalkmış kibrini Havva kızlarını kullanıp göze sokarken, zamanla insan Orson Welles’in şarkısını daha aşina duyumsuyor kendisine, o yaşlı amca I know what it is to be young / But you,you don't know what it is to be old /Someday, you'll be saying the same thing / Time takes away so the story is told derken.
Not: Bu post ’76 model Cadillac’ımla ne kadar mutlu ve huzurlu bir beraberliğim olduğu gerçeğiyle çelişkili bir içerik taşımamaktadır. O Cadillac’ı seviyorum.


9 yorum var:
hastasiyim eski model arabalarin. arada sorun cikarsalar da en guvenilirleri onlar. artik onlar gibilerini yapmiyorlar. kaportaya vurulan her cekicin bir anlami bir anisi oluyor. yeniler eskidikleri zaman nostalji bile uyandirmiyorlar.
yaa tangalı teyzenin tangası gibi hissetseydin kendini?? sıkışmış, yanlış yerde kalakalmış, bakılası olduğu halde mekan yanlışlığı itibariyle değeri bilinmemiş..
şükret ki teyzenin tangası gibi değil, ta kendisi gibi hissetmişsin..
ne mutlu sana şekerim...yaşlılık pişmanlıktan güzeldir be...
her gün '90 model çıtırlarla dolu bir okulda ders veren '74 model bir Anadol olarak şunları söyleyebilirim:
- otobüste yer veriyorlar.
- merdivenlerden çıkarken dilimin dışarıya sarktığını gördüklerinde anlayışla gülümsüyorlar.
- hatta bugün bir tanesi "hocam siz iki kat merdiven çıkmakla uğraşmayın, biz aşağı ineriz" dedi.
diğer yandan da, iki süslü cümle ile üç satır bilgiyi yanyana koyduğunda sana hayran oluyorlar.
demem o ki virgilius, bir yerden sonra beğenilmek ya da hoşlanılmak yerine, kısa süreli hayranlık duyulan kişi olmakla yetinmek kalıyor galiba insana. allah çenemize zeval vermesin de o zevkten de mahrum kalmayalım bari:)
Yaşlanmaya karşı direnme virgiliüs çünkü nasılsa yaşlanmaktan kaçış yok. :))
Hep yirmiiki yaşında kaldığını düşünsene hep cahil kalırsın.
Yaşlanmak çürümek demek değildir büyümektir. Ee yaşlanmak bu kadar değerliyse niye kimse "keşke altmışbeş yaşında olsaydım" diye söze başlamıyor da "keşke gençlik yıllarına" dönsem diyor?.. layıkıyla yaşanmamış hayatlarda çok sık kullanılan cümledir bu. hayatın anlamını bulan kişi geriye gitmek istemez.
Uzun bir yaşama sahip olmanı tüm yaşları yaşayıp neye benzediğini görmeni dilerim.
son günlerde o kadar yoğunum ki blog dünyasına vakit ayıramıyorum. ama akşam eve geldiğimde (gece demek daha doğru sanırım)senin yazın readera düşünce ayrıcalığın sebebiyle o olmayan vaktimi ayırdım.
araba kullanmak istemeyen ve arabayı tercihen şoför bulup ona kullandıran biri olarak örneklerinin model ve marka belirtilerek arabalardan gelmesini yorumlardım. ama vaktim yok, uykum çok fakat sen anladın onu:)
son not, ben ve benim gibiler için yazılmış ve yorum yapmamızın önüne geçilmek istenmiş. yorum yapmamız engelenemez. ama uyku çok güzel bir şey.
Sevgili Virgilius,
Malum bu sularda yeniyiz. Orta yaşa yelken açmak ne demek yavaş yavaş dank etmeye başladı...Bütün umudumuz antika otomobil toplayıcılarının eline düşmeden evvel "ha bak bu ileride daha da değerli bir parça olacak " diyebilen bir çift gözle karşılaşmak. Kendimizi yırtsak da hızlı günler geçti...Bakalım sakin günlere çeyrek kala neler geliyor???:)))
"baksa ve ilgisini belli etse de ben parmağımı kımıldatmazdım..." Olabilir, peki ya son notu koyma nedeni mevcut olmasaydı?
Merlin,
yorumuna cevap yazmak için baktığımda ne söyleyeceğimi, ne karalayacağımı şaşırdım, inanır mısın... Böyle kilitlenip kaldığım çok nadir olur; öylesine metaforik anlamlar içeriyor ki yazdığın, kafamdaki çağrışımları toparlayabilsem bu yorumunun üzerine bir post çıkar. Bu haliyle bile bir youm değil, düpedüz bir edit seninkisi...
fish,
o teyzenin kıçında olmak istemezdim, haklısın.
yalnız yorumunu okuyunca farkettim de, ben 15 veya 25 yaşlarındayken 45-50'lik kadınlara teyze derdim, şimdi 36 oldum hala o yaş grubuna teyze diyorum:)
JoA,
ukala, narsist ve biraz küstah bir adam zaten kendisine duyulan/duyulması gereken hayranlığı "default" olarak ele alır, bununla yetinmeyip beğeniyle bunu taçlandırmak ister.
('90 model çıtırlar mı? fesüphanallah! Benim Cadillac duymasın.)
sarya,
hayatın anlamını bulmayla ilgili olarak korkunç bir post zırvalamışlığım vardır, blog tarihinde bundan daha zor okunabilen bir başka yazı olduğunu da sanmıyorum.* Benimkisi direnmekten ziyade daha fazla yaşlanmadan evvel bu anlamı keşfetmek...
* http://postmortemofvirgilius.blogspot.com/2008/11/alpere.html
Gregor,
Senin bana tanıdığın ayrıcalık, benim sana verdiğim imtiyazlarla al gülüm-ver gülüm gibi görünse de aslında sen ağzıma sıçsan ses çıkarmam ben. (mail yazıp "neden ağzıma sıçtın?" dye sorarım.)
Cadillac uzakta oturuyor, benim mercedes de vapur minibüs derken tekliyor hacı, kendime bir araba alsam mı düşünmüyor değilim :-)))
fortunata,
allah seni antika toplayıcılarının şerrinden korusun. Ucuza kapatmak için olmadık hilelerle yaklaşırlar, üç kuruş kar için de hemen satarlar o değerli parçayı. Üstelik daha evvel görünmeyen, bilinmeyen ancak sonra birdenbire gözlere aşikar kılınan sırlar, çok daha çekici bir hal alıverir. Kimisi yatırım için sahip olmak ister, ötekisi sadece sahip olma zevki için, bir başkası gösteriş amacıyla. O nadide parçayı köşe bucak arayıp karşısına çıkmasını bekleyen biri, o nadide parçanın karşısına çıkar mı ki? umarım. Ümit güzeldir.
kalya,
Cadillac olmasaydı ben gene parmağımı kımıldatmazdım. Aslında mercedes değil 244 model bir volvo'yum, sağlam ama soğuk bir araba :-)
not: hayatım boyunca hiç kimse tipimle veya görünüşümle etkilenmemiş, benden hoşlanmamıştır sanırım. Sanırım derdim bu! :-)
bişileri yazıya dökmek her zaman yazdığımız şeyi kabul ettiğimiz anlamına gelmiyo demekki :)
yaşlandığını yazıyosun ama teyzeme hala teyze diosan(ki öyle), kabul edememişsin demekki bu yaşlılık mevzusunu :ppp
inelim mi çocukluğuna bu kadarı kafi mi :p
Yorum Gönder