Başbakanlığa giden imzasız bir mektup yüzünden, kurumda benimde aralarında bulunduğum sekiz yönetici hakkında soruşturma açıldı. Kimin kuyruğa bastıysak artık, işlediğimiz (!) suçları saya saya bitirememiş mektubunda;
TCK madde 220: Suç işlemek amacıyla örgüt kurma.
TCK madde 247: Zimmet.
TCK madde 252: Rüşvet.
TCK madde 255: Yetkili olmadığı bir iş için yarar sağlama.
TCK madde 257: Görevi kötüye kullanma.
TCK madde 266: Kamu görevine ait araç ve gereçleri suçta kullanma.
Bunları alt alta koyunca müebbet hapse filan çarptırılmam gerekir sanırım.
Bu imzasız, gökten zembille düşen ihbar [iftira] mektubu yüzünden bir haftadır dairede kamp kuran asık suratlı müfettişlere ifade verip duruyoruz, kafamda sürekli hukukun en temel kurallarından biri olan “ispat külfeti, iddia makamına aittir” cümlesi dönüyor, bu mesnetsiz ve sefil suçlamanın sonucunda neden kendimi savunmaya ihtiyaç duyduğumu, beni suçlayan kişi veya kişilerin bunun için delillere sahip olması gerekmez miydi diye soruyorum. Bir yandan da bundan hiçbir şey çıkmaz, müfettişler olan bitenin deli zırvası olduğunu elbet anlayacaktır ümidimi koruyorum.
Soğukkanlılığımı ve neşemi korumaya çalıştığım, “bu da geçer ya Hû” şeklinde mırıldandığım bu zaman zarfında içime atılan sıkıntı tohumunun günden güne serpilip büyüdüğünü, soruşturmanın neticelenmesi uzadıkça asabileştiğimi görüyorum.
Derken bugün bir şey oldu: Aynı binada çalışmamıza rağmen neredeyse bir aydır denk gelmediğimiz bir amca, öğlen vakti sigara içmek için bahçeye indiğim sırada karşıma çıktı. O esnada Hatunla konuşuyorum, hemen yanıma gelip beni taciz etmeye başladı adam, “Oğuz’um, neredesin, kaç gündür seni arıyorum” diye söylenerek yanımda durdu. Telefonu gösterdim, müsait olmadığımı anlasın diye. Hayret, ısrar etti, “kapat, sana anlatmam gereken bir şey var” diyerek. Huzursuzlandım. Hatuna taciz edildiğimi söyleyip kapattım. Adama döndüm, hal hatır sormak derken başladı konuşmaya.
“İki gün üst üste rüyama girdin Oğuzum, hem de aynı rüya!”
“Hayırdır inşallah, amca benim ne işim var senin rüyanda?”
“Bak şimdi, ben kendime ev yapacak bir arazi arıyorum, sonra sen beni kendi arazinin olduğu yere götürüyorsun. Beraber senin arazine gidiyoruz, etrafa bakıyorum, her taraf nasıl yeşil, ne kadar güzel. Fakat ben sana ‘Oğuzum, bu topraklar çok güzel, yemyeşil, ama ben deniz kıyısında olmak istiyorum’ diyorum. Sense bana o araziyi övüyor, suyundan, havasından bahsediyorsun. Derken bakıyorum, birden çiçekleri yolmaya başlıyorsun. ‘Çiçekleri neden yoluyorsun, deli misin Oğuzum’ diye soruyorum şaşkınlık içinde, o zaman bana dönüp o çiçeklerin bir işe yaramadığını, o topraklara domates ekeceğin cevabını veriyorsun.”
“Bu nasıl rüya amca?”
“Ne bileyim, iki gece arka arkaya bu rüyayı gördüm ben.”
Başrolünde yer aldığım bu rüya beni aptallaştırdı. Rüyaları çok ciddiye alan biri değilim aslında, ama bu amcanın anlattığı o kadar tuhaf, öylesine alacakaranlık kuşağı kıvamında bir rüya ki, hayatımda ciddi değişiklikler olacağını düşünmeye başladım. Nablûsi değilim, Daniel gibi yorumlama yeteneğim de hiç olmadı, fakat çok tuhaf -şimdikinden de tuhaf- günlerin beni beklediğini duyumsadım amca’nın rüyası üzerinde kafa yorarken.

Borges’in Simurg ve Kartal isimli denemesinde kısa bir hikaye vardır: Bir gün Attar’ın dükkanına bir derviş girer, ilaç kutularına ve şişelere bakar ve ağlamaya başlar. Atar şaşırmıştır ve endişeyle gitmesini söyler. Dervişin yanıtı şöyle olur: ‘Benim gitmem kolay, geride hiçbir şey bırakmıyorum. Oysa senin, gördüğüm bu değerli şeylere veda etmen kolay olmayacak.’
Yaşlı Adam ve Deniz’in aşkın bir yorumu gibi duran bu kısa hikayecik ile amca’nın bana anlattığı rüyası ve The Doors’un Strange Days’ine uygun tınılardaki bu günlerimi götümün hangi kavşağında kesiştirdiğimi doğrusu ben de bilmiyorum.
Ama domatesleri çiçeklerden daha çok sevdiğim gerçek… En azından bir işe yarıyorlar.


37 yorum var:
virgilius, 3-5 soysuzun attığı dedikodu kıvamında iftiralar bile fazlasıyla can sıkarken "ihbar, iddia, ifade" gibi sözcükler ne yapar bilemiyorum. "asabileşmek" demişsin, öyledir ve fazlasıdır mutlaka. ama yemyeşil topraklar iyi bir şey olsa gerek, di mi? hem domates iyidir, faydalıdır. her şeyin yoluna girmesi için dua edelim.
not: resim korkunç.
not2: susam sokağı harikaymış. o yeşil yaratığın arkasındaki "love" yazısı da süper:)
Doğru düşünüyorsun 'suçlamayı yapan sizsiniz, siz ıspatlayın suçumu!' demek gerek ama bu nasıl söylenir bilmiyorum? off ne zor bir durum.
ömr-ü hayatımda ikinci kez rüya tabirlerine baktım 'yeşillik
görmek' her türlü üzüntü ve kederden kutulmaya delaletmiş. Ben rahatladım valla, umudunu yitirme virgiliüs güzel haberlerini bekliyoruz :))
kal sağlıcakla.
hayır olsun gündüz niyetine derler bir ruya dinleyince...yeşillik..toprak güzel işaretler denir..annesi bir ruya tabiri avcısı olarak kulağımda kalanlar bunlar..bolluk bereket ve huzura işaret eder yeşillik ve toprak..umarım senin hayatında da öyle etkileri olur..mümkünse kötüye yormamak en iyisi denir bir de hayır olsun denmesi ondan...zor bir hafta geçimiş..sinir harbi yaşanmış asabileşmek az bir tepki bile sayılır bana göre..her türlü sıkıntıyla savaşabilir insan ama böyle arkası boş bu kadar ucuz somut delilleri olmayan dedikodu temelli iftiralar ile manevi olarak baş etmek zordur..en kolay yoldan alnının akıyla bu işin içinden çıkacağından hiç şüphe etme lütfen...
Kim yaptıysa sahiplensin, rahat bırakın şu güzel insanı
Hiç üzülme sen. Bu da geçecek gerçekten de. Geçtikten sonra da bu yazıyı okuyup "Ne kadar sıkıntılı günlerdi" diyeceksin. Yapabileceğimiz birşey olursa da söyle mutlaka.
JoA,
Kimin yaptığını tespit edebilsek toplu fiili livata uygulama niyetindeyiz, işin kötüsü şu ki, aramızda o kimse. Yani içimizden biri.
Resim bir Füseli (Füssli) klasiği.
Videoda senin de gördüğün "Love" yazısına tav olup koydum oraya :-)
sarya,
Rüyayı işitine kadar bu soruşturmadan bir cacık olmaz diye düşünürken, sonrasında çok şeyin değişeceğini olasılığı içimde ağır basmaya başladı. Fakat yeşillik, kulağa güzel bir şey gibi geliyor. Domates de öyle.
sakazen,
Benim annem de seninki gibi deli bir yorumcudur, Nablusi'nin kitabını ezbere bilir, çevrede her rüya gören ona sorar filan. Ama çekindim -korktum- ona anlatmaya.
Kendimden eminim, içim rahat ama soruşturmayı yürütenlerden emin değilim :) Müfettiş milleti bir tuhaf oluyor.
gasilhane,
kimse sahiplenmez, hem çok adice, hem de çok salakça bir suçlama bu. 'Salakça' kelimesini kullandım çünkü bu soruşturma bizim aleyhimize sonuçlanırsa hükümet krizi çıkar, (abartmıyorum) yok bizim temiz olduğumuz anlaşılır ve iftiraya uğradığımız ortaya çıkarsa bu defa da iftiracıyı Darfur'a sürerler. Zaten işin bu kadar büyümesi de bu yüzden, hem bizi soruşturmak, hem de mektubu yazanı tespit edebilmek.
Güzel insan mı? Canımsın kız :)
aeiou,
'Geçmese de" bir süre sonra alışıyor insan. Zamanla her şeye alışmıyor muyuz zaten?
hep de içten biri çıkmaz mı zaten böyleleri ve daha çok can yakıp acıtmaz mı attıkları iftiralar, yaptıkları...
geçmiş olsun diyorum şimdiden ve tez vakitte hem adını hem içini temizlemeni diliyorum yürekten...
ama sevgili virgilius, sen çiçekleri yolmamışsın ki, çiçek toplamışsın.
geçmiş olsun. tabii ki geçmiş olacak. üzme kendini lütfen.
:)
Virgilius dost, yazınızı okuyunca dilimin ucuna "Let It Be" geldi nedense, vallahi bilmiyorum nedenini...
Geçecektir bir şekilde. Atlatacağınıza inanıyorum. Canını sıkmamaya çalışmak, sanırım en kısa çizgi.
Hariçten ne desem boş tabii yine de. Susayım ben.
Buradaki yorum zamazingosu değişmiş, onun için böyle acayip bir imzayla çıkmak zorunda kaldım. Keşke bütün aksilikler böyle basit olsun dilerim azizim. Tez vakitte kurtulun da, kutlayalım bir şekilde.
beenmaya,
sorma, hepimiz paranoyak olduk dairede... Herkes birbirinden şüphe ediyor...
Teşekkür ederim, çok incesin.
aglea,
çiçekleri yolmuşum güzelim, koparmak senin hüsn-ü zannın :-)
loverislover,
Yapılacak bir şey zaten yok... Ben bloga not düştüm hocam, madem 'günnük' burası, işlevini görsün bari.
Sen kutlama bahanesiyle Evli Adam'ı da davet edip biraları ona ısmarlatmayı düşünüyorsun değil mi? Söyle! İtiraf et!
Yahu şu "loverisbilmemne"den kurtulamaz mıyım burada olsun bari? Yine eskisi gibi "Metin" olamaz mıyım? Gerçi bugünlerde hele hiç metin değilim ya, neyse... (Dikkatinizi kendi sıkıntınızdan benim sefil kederime çekmeye yeltenmiş bulunmaktayım, hoşgörüle.)
Şahane planımı deşifre edivermişsiniz bu arada, evek, itiraf ediyorum. Aynen öyle yapacaktım, beleş bira mis gibi arpa kokar!
Sevgiler, selamlar.
bu amca yapmış olmasın suçlamayı sonra da gelip bu yolunmuş çiçekler domatesler hadisesini anlatsın.
ver kurtar diyecem ama konuyla bi bağlantsı var mı çözemedim
polente,
ihtimal dahilinde değil. Mektupta yer alan bilgiler, aramızan biri olduğunu gösteriyor.
eczahaneci,
vermesine vericem ama anladığım kadarıyla elemanın tarzı 'se.. se..' değil, 'si.. si..'
Haksızlığa ve hadsizliğe uğramamanı dilerim ben de.. As you would never do what he/she/they/ "it" said you would/had..
sevgiler.
Zuihitsu,
Amin. Allah utandırmasın kimseyi.
sevgili virgilius,
yazında belirttiğin TCK maddelerinden suçlu bulunsanız bile işini kaybetmezsin. biliyor ve görüyoruz ki benzer suçlamalardan idari mahkeme kararıyla herkes işine geri dönüyor, olmadı danıştay dan çevirirsiniz.
ama ister suçlu ister suçsuz bulunun, böyle bir soruşturmanın ardından uzun zamandır o çok istediğin diyarbakır a tayininin çıkma olasılığı oldukça yüksektir.
failin belli olmadığı olaylarda, olayı ortaya çıkaran sebeplerden çok olayın sonuçlarının kime yaradığını inceleyip dedektifçilik oynamayı sevdiğimden hiç kuşkum yok ki, o mektubu yazan sensin :)
içeceksek içelim artık yav. teklifim ay sonuna kadar geçerli, sonrasında olursa ben beleş içerim. bilimum alkollü sıvı karşısında sünger davranışı sergilediğimi bu vesileyle bildiririm. koordinasyonu yaparsın artık virgilius?
birşey çıkmaz bu soruşturmadan ama canın sıkılır. devlet memurunun kaçınılmazıdır zati, nişane yerine geçer.
sevgili gregor,
Ben-Hur'da, Hipodrom yarışının hemen ardından kırılmadık kemiği kalmayan Messina, annesi ve kızkardeşini çoktan ölmüş zanneden Ben Hur'a onların hayatta olduğunu söyler ve devam eder: "Onları cüzzamlılar vadisinde bulabilirsin. Tabii tanıyabilirsen." Sonra kötü adam kahkahası atar ve ölür.
Failin ismi bize açıklanmıyor, müfettişler bilmediklerini söylüyorlar, ama "sizce kim olabilir?" diyerek olta atmayı ihmal etmiyorlar. Senin gibi benim de arlaarında bulunduğum "çete üyelerinin" tasfiyesi durumunda kimlerin mutlu olacağını düşünüyoruz dairede, her türlü olasılığı gözden geçiriyoruz ama ı ıh, devlet dairelerini bilirsin, cüzzamlılar vadisinden farksızdır. Kimseyi 'gerçekten' tanıyamazsın.
Bana gelince, bu seneye kadar her yıl gönderilmek için yalvardım, ilk defa "kalmak istiyorum" dedim, olanlara bak! Müfettişler soruşturmaya lüzum yoktur diye sonlandırsalar da, bu sürecin sonundaki yıpranmışlığı gidermek için bu cüzzamlılar vadisinden beni alıp, dıyarbakır'da başka cüzzamlıların bulunduğu bir hastaneye göndermeleri büyük ihtimal.
evli adam,
itiraf edeyim ki ne zaman bu konu açılsa, "içtikten sonra evli adam bize harika bir gece yaşatır mı ki?" diye muzipçe düşünmekten alıkoyamıyorum kendimi :) Stresliyim, bunalımdayım. İlgiye ihtiyacım var.
prince and the pauper'i unutma kardesim.. just as you said..
arkadaş arkadaşın şeyi oluyor biliyorsun, senin niyetin varsa bir yardımcı olan bulunur elbet. sonra bunları anlatıyorum diye ben suçlu oluyorum. hiç adil değil.
yap artık şu koordinasyonu yav!
augurous,
O romandan sana anlattığım anekdot, dibe vurmuşluk halinden sonra artık kader döngüsünün tersine işlemesine dairdi. Bense şu an düşüyorum. Bu posta yorum yazan birinin (en taze facebook arkadaşın) de bildiği bir film sahnesini anımsayatım sana, La Haine'de geçer. Bir papaz, elli katlı bir binanın tepesinden düşer. Düşerken de şöyle mırıldanmaktadır: "35. kat, buraya kadar herşey yolunda. 34. kat, buraya kadar her şey yolunda. 33. kat, buraya kadar her şey yolunda." Bu hikayeciğin teması şudur ki, önemli olan düşüş değil, yere iniştir. Yeni facebook arkadaşın benim kendi isteğimle atladığımı sanıyor ama arkamdan ittiler beni, şimdi d gün be gün katları sayıyorum. Naksimum iki hafta sonra belli olacak heli pür melalim.
Evli Adam,
Abi ne yaptın sen ya? Buraya "olur mu öyle şey, senin harika bir hatunun varmış, kıza sahip çık, yanlış yollara girme, kendine gel hocam" yazman, ardından mail atıp "kızlar hazır, sana özel bir sarışın iri göğüslü bile ayarladım,içelim eğlenelim sonra süper bir final bizi bekliyor" demen gerekiyordu!!! Yakacaksın beni abi! Evimde TV yok, sonra dünya kupası maçlarını nerede seyrederim ben?
leviathan altında bunları dert ediniyor olmak da...
Berrin Karakafa,
esliden Escher'in The Eye'ı vardı tepede. Millet korkuyor diye bunu koymuştum geçen sene. Sen de şimdi gelmiş, çelişkiden bahsediyorsun. Halbuki hayatımızın en büyük ikirciği (bu kelime böyle kullanılır mı bilmiyorum) her sabah yeniden doğan güneşin altında bunun son 24 saatimiz olabileceğini düşüneceğimiz yerde, gölgelerle savaşmayı tercih edip kendimizi korumak için kumdan kaleler yapmaktır. Diğer bir değişle endişe etme sen, Hobbes'un kemikleri sızlamıyor. Mezarında kıskıs gülmekte dört yüz senedir. İnsanın ne kadar sefil bir mahluk olduğunu da, kumdan kalelerimizi de, güneşe arkamızı döndüğümüzden yüzümüzün gölgede kaldığını da çok güzel çözümlemişti amcamız.
Bu yüzden Hobbes orada duruyor.
"hocam kendine gel, yanlış yollara girme" desem hiç inandırıcı olmam be virgilius, kimse inanmaz bana. bir kısım yazdıklarım malum, yenge'anım da okuyormuş dediğine göre, şimdi böyle desem bir şey varmış gibi algılanırdı.
kaldı ki, ben senin "dd cup son derece yuvarlak figürlü sarışın"a bile hayır diyeceğinden zaten eminim.
bir aksaray yaparız, o da en fazla dönerci sabri ustaya olur. süper yahu, bildiğin gibi değil! doğru yoldan şaşmamak lazım.
bu açıklama oldu bence.
off çok sevimsiz bir durum. geçmiş olsun desem olmaz henüz geçmemiş..ne diyeyim kolay atlatırsın umarım nasıl olacaksa artık:(
Geçmiş olsun diyerekten, son durum ne?
sıcaklar kızıştığından mıdır nedir, haset damarı kabarmış elalemin sanırım, ben başka bir soruşturma daha biliyorum hatta yazınla denk gelince "virgilius olabilir mi, yok daha neler" demiştim ama değilsin tabi o olay sonlandı, umarım tez zamanda bir rahat nefes alırsın.
rüyalar derin bir seziş içerir bazen, amca bana irvin yalom'un aşkın celladında anlattığı biriydi sanırım, tüm kazmalığına rağmen rüyalarındaki inceliğe hayran bırakan bir hastası vardı amca bana onu hatırlattışayet amca ermiş hatta aşmış değilse sizlerin -hatta kendisinin- farkında olmadığı kadar duruma vakıf demektir, parçaları da kodlayıp rüyalarında sudoku çözer gibi yerleştiriyordur ama tabi adamın sezdiği tamamıyle seninle ilgilidir belki ve esasen gayet basit bir gerçeği içeriyor da olabilir "emeklilik vaktin yaklaştı, organik domateslerle oyalanıp yazlık dağ evinde vakit geçirme niyetin var, adamı da yayla komşusu olarak gözüne kestirmişsin, adam da çakmış durumu usulünce arazi olacağının sinyallerini veriyor" olabilir mi :)
şakası bir yana, sabır diliyorum, bu da geçer yahu...
Evli Adam,
Ellerinden öpüyorum, harikasın :)
psikopati,
teşekkür ederim. Böyle bir sinir harbi ortasında, rin tin tin gibi kaldım işte.
Efsa,
ay sonuna kadar yeni bir gelişme olacağını sanmıyorum. Bakalım.
pusarık,
"amca" dediysem aklına aksakallı nur yüzlü melek gibi bir adam gelmesin:) Abdal bir tip değil, bir şeyler malum olsun kendisine. Ama bu rüya da fena denk gelmiş, ona itirazım yok:)
Teşekkür ederim.
herşey yolunda mı..bir gelişme var mı merak ettim...bu sene o kadar haksızlıklaral uğraştım ki ister istemez senin başına gelen algıda seçicilik olsa gerek aklıma takıldı...ne aşamadasın umarım yüzmüş yüzmüş kuyruğuna gelmişsindir..beklemek en can sıkan kısmı..insanı bazen öyle noktaya getiriyorsa geç olsun güç olmasın diyemez oluyorsun..bir netice olsun da ne olursa olsun demeye başlıyorsun...iyi misin?
Sakazen,
olaylar benim dışımda gelişiyor, üzerime düşeni yaptım ama bundan sonraki idari süreç, ve bu aşama iki hafta daha sürebilir. Gerçekten de beklemek en zor kısım.
Hiç iyi değilim, manik-depresif bir adam olup çıktım :)
Dilerim sen de haksızlıkla mücadelende (terörle mücadele gibi oldu) başarılı olmuşsundur. LAkin, insanı çok yıpratıyor be...
Sevgiler.
2009 ve 2010 sakazenin haksızlıkları kabul yılları oldu virgilius...ilk 6 ay kapıları açtım içeri aldım tek tek şimdi ayağa kalkıp tepki verme zamanı geldi ve ilk raund yarın ikincisi pazartesi..
o bekleme sürecinin sancısı iki senede 200 çocuk doğurmuş etkisi yaptı..
manik depresif hallerin 2 hafta sonra iyileşme sürecine girecek diye umut var sukunetini korumaya çalış bak ben hunimi sipariş ettim bekliyorum:))
sakazen,
iki senede ikiyüz çocuk? Sadece vicdana değil, biyolojiye bile aykırı davranmış alçaklar. Açıkçası, ben d kendimi tüm Lut kavmi peşimden kovalıyor gibi hissediyorum bu aralar. Bakalım, biri başarırsa yakalamayı, halim fena.
Son olarak, senin hunin sana, benim hunim bana:)
Sevgili Virgil;
Uzun zamandır görmedim,okumadım da nerelerde,ne hallerde bu adam dedim geldim.Kötüsün ama iyisin anlaşılan.Hem üzüldüm,hem sevindim.Çok üzülmedim yalan yok durumun ciddiyetini vs bilmeyen "öteki"insanlardan olduğumdandır "bi nane olmaz"diyo içimden bi ses.(hislerim kuvvetlidir yalınız)Umarım iç sesin dediği gibi olur.Ne zaman bi bakıp çıkayım bloga iyimi yaşıyo mu bu adam diyerekten bu bloga girsem önceki kayıtlar önceki kayıtlar derken birşeylere bir yerlere geç kalmış oluyorum şuan şirkete geç kaldığım gibi.Allah'a şükür İstanbul'un trafiği var da bir trafik bir trafik diyebileceğim hihho :)
Kal sağlıcakla :)
ümmügülsüm,
benim yüzümden gücünden olma sakın, bu blog kaçmıyor, google'a ne zaman virgilius yazarsan karşına çıkarım:)
selam olsun sana.
Yorum Gönder