Biri bana kitap tavsiyesinde bulununca tüylerim diken diken oluyor. Hediye edilen kitapların da neredeyse hiçbirini okumuyorum zaten. “Falan kitabı mutlaka oku. Tam senlik!” veya “filanca yazardan çok hoşlanırsın sen” gibi telkinleri işittiğimde ne söyleyeceğimi bilemiyorum: ‘Beni bırak sen kendini kurtar’ diyesim geliyor o kimselere veya ‘sen sensin, ben de benim’ şeklinde mukabele etmek istiyorum. Geçenlerde psikopati virgilius’a giriş postu olarak şu yazıyı seçmiş, yorumlar kısmında da tutturmuş bir kitabı, oku da oku diyor. Yahu ben kitap almak için Beyoğlu’na gittiğimde önce Simurg’u, oradan çıkıp Mephisto’yu bir de İnsan Kitap’ı satlerce dolaşıyorum, Remzi’nin altını üstüne getiriyorum da çoğu zaman “okuyacak bir şey yok” diye çıkıyorum hayal kırıklığına uğramış halde. Kitap okumak ciddi bir iştir, öncelikle yazarın ayak izlerini takip edersiniz, okuyucu yazarın götürdüğü yere teslim olmuş bir şekilde peşi sıra yürüyen insana benzer. Bir yolculuktan farksızdır okumak, zihinsel veya duygusal, bazen her ikisiyle kanatlanmış halde gidersiniz kelimelerin arkasından; ama daha güzel olan yazarı takip ederken üzerinden yürüdüğünüz yolun geçtiği köprüleri, vadileri, tepeleri de temaşa edersiniz. Yazar sizi İstanbul’dan Atina’ya götürecektir ama siz Akropolis’i görmeye giderken Kapıkule’de üç saat beklemenin ne demek olduğunu da tecrübe eder, mola verdiğiniz Selanik’teki Beyaz Kale’nin hikayesini dinlersiniz, yazarın derdi sizi Atina’ya götürmektir ama siz yol boyunca başka, bambaşka şeyler de düşünür, duyumsarsınız okuduğunuz satırların arasında. Kitap okumak, sadece yazarın söylediklerini dinlemekle yetinmek değildir ki, onun değinmediği pek çok şeyi de gerek çağrışım gerekse kıyaslama metoduyla zihinde kurmaktır, okuyanın kişiyi düşündürmesidir bu eylemi değerli kılan. Sahip olmak için yorumlamak gerekir. Yorumlayamadığımız kitaplar, diğer bir değişle bize bir şey katmayan, kalbimizi ve ruhumuzu zenginleştirmeyen, kısaca boyumuzu uzatmayanlar ise aksine sırtımızdaki yük misali belimizi büker, ağırlık yapar ve hantallaşmamıza neden olur.
Çok duymuşumdur yakınımdaki kimselerden “ben senin kitap zevkini, okuduğun türü ve ilgi alanlarını çözemedim” gibisinden lafları. Yukarıda yazdığım gibi bana bir şeyler katacak, üzerime bir şeyler ekleyecek şeyleri okuyup yemeği tercih ediyorum kısaca. Şimdi bu kadar bık bıklayıp zırvaladıktan sonra, kitaplar ve yazarla hakkında önerileri dikkate almayan ben, somut bir çelişki örneği göstererek ocak ayından bu yana okuduğum kitaplardan kime ne gibi tavsiyelerde bulunacağım, kimlerin hangi kitaplardan zevk alacağını düşünüyorum, onları yazayım istedim :) Ulan kimse beni kitap kulübüne davet etmedi, ben de buradan yazarım işte!
Başlıyorum:
Başkalarının Acısına Bakmak – Susan Sonntag – Agora Kitaplığı
(Talisman, bu kitap tam senlik. Bana güven.)
Bizans’tan Osmanlı’ya İstanbul Mimarisinin Kökenleri – Karoly Kos – Kaynak Yayınları
(İstanbul ve Tarih’e olan özel ilgisi nedeniyle sıra dışı bir mimarın Osmanlı’nın son dönemlerindeki yorumları ve öngörüleri, Mihman sen okumuşsundur bunu belki.)
Hint Dini Düşüncesinde İnsanın Özgürlük Arayışı – Fuat Aydın – Ataç Yayınları
(Kelebeklerözgürdür, bu iş Suadiye’de Yoga seanslarına gitmekle olmaz! Kurtuluş ve Özgürlük hepimizin en derin problemi ise, bunu çözümlemek ve Samsara-Karma döngüsünden kurtulmak için insanlar nelere kafa yormuşlar bilmende fayda var. İkra!)
Hukuk, Ahlak ve Siyaset Üzerine – Schopenhauer – Say Yayınları
(Gregor, bütün Schopenhauer’ları sana hediye ediyorum! Hehe heh, küfür etme çok ayıp.)
Bilinmeyen Bir Tanrıya – John Steinbeck- Remzi Kitabevi
(Ulan amma içimde kalmış, bir kitap kulübüne misafir sanatçı olarak katılmayı bile göze alırım bu eser için. Steinbeck’in 250 sayfalık bir kitabı neden beş senede ancak yazabildiğini çözümledim ama kimseyle paylaşamıyorum a.q. Neyse şimdilik Mayıs Sıkıntısı'na gitsin... İlgisini çekecektir.)
Hüsn ü Aşk – Şeyh Galib – İş Bankası Kültür Yayınları
(JoA, o acaip [ve enfes] romantik postlarını sana yazdıran duygusal hazinenin bir gün dibi görünürse, Üstâd’ın mısraları arasında gezinmeni öneririm. Ben böyle sembolik bir aşk ifadesi görmedim, tam senlik.)
Vedanta’ya Göre İnsan ve Halleri, Hint Felsefesinde Kamil İnsan – Rene Guenon – Gelenek Yayıncılık.
(Mutlak Töz, şimdiye dek bu kitabın tadına bakmadıysanız acizane önerimdir. Çevirmeninin yaptığı show ayrıca dikkate şayan, bu yaşa geldim böyle bir çeviri görmedim!)
Karşılaştırmalı Mitoloji Işığında İsrail Dini – Jules Soury – IQ Yayıncılık
(Passive Apathetic, börtü böcek peşinde koşup ağaç gölgeleri altında tembellik yapma hayallerini terk ettiğinde, bu yükte hafif pahada ağır kitabı okumaktan haz alacağını düşünüyorum.)
(Ufacık tefecik bir kitap bu. Uzun bir hikaye, roman bile sayılmaz, ama büyülü bir havası var, alaca karanlık kuşağı tadında. Gökhan Usta, Sindar ve Arturo çok seveceklerdir bunu.)
(Fortunata, unutma, Bir birdir ve hem de Bir, bir değildir fakat gene de Bir birdir!)
Harikalar Odası – Georges Perec – Sel Yayıncılık
(Polente sana doğumgünü hediyesiydi bu kitap, okumadıysan perşembe günü nah bira ısmarlarım sana! Sen ısmarlarsın olur biter.)
Ebu Graib Etkisi/ Batı Sanatında Şiddetin Kökenleri – Stephen F. Eisenman – Versus Kitap
(Müge, sanata, özellikle resme olan merakın bu kitaptan en az benim kadar etkileneceğini düşündürüyor bana, fırsat/vakit bulursan kaçırma.)



